MENÜ

Türkiye’de Coder Olmak

1258 defa okundu Yorumlanmadı kategorisinde, tarihinde yayınlandı
Türkiye’de Coder Olmak

Başlık biraz iddialı ama dışarıda bu işe bakış açısı nedir onuda bilmiyorum, sanırım yabancı arkadaşlarla daha samimi diyaloglara girmem gerekiyor artık. 90’lı yılların başlarında populerleşen bir meslek haline gelen “bilgisayarcılık” çok hızlı bir şekilde hayatımıza dahil oldu ve milli eğitim bakanlığımız böyle bir bölüm olmalı diyerek meslek liselerine bu bölümü dahil etmekte gecikmedi. Geleceği görmek diye kendilerini kandıran ailelerde çocuklarını bu mesleğe yönlendirmekte gecikmedi (Kendi ailem bu konuda fikir belirtmedi ben kendi seçimimle okudum). Hal böyle olunca 2000’lerde milyona yakın anlayan / anlamayan bilgisayarcı türedi ve çok az bir kısmı asıl iş olarak bu işi yaptı. İşsiz kaldıkça format atılır diye dolandılar piyasada, o zamanlar güzelde kazandılar. Taşı sıksa suyunu çıkartır deyiminin basit yönündeydiler, hiç boşta kalmadılar.

İşte öyle bir dönemde mesleğimizin daha tam ne olduğunu bizde bilemezken kendimize “bilgisayarcı” diyebiliyorduk çünkü detaylandırmak bizim için bile çok karışıkken anlatacağımız kişinin bunu anlaması imkansızdı. “Bilgisayarcıyım” dediğinizdede size yöneltilen ilk soru “format atabiliyormusun?” şeklinde oluyordu ve birçok arkadaşımda bu işin format atmak için yapıldığını zannetmeye başlamıştı (3+1 sene lise 4 sene üniversite okumak gerekir format atmak için (: ).

Teknik yetersizlikler içinde kalmış 2000 ‘lerde 80 lerin 90 ların teknolojilerinin anlatıldığı lise donanım bilgisi ile birçok arkadaşım teknik servisliğe yönelip kendilerini bu konuda geliştirmeye çalıştılar, başarılı olanlar oldu ama birçoğu özgün meslekler seçmek zorunda kaldı çünkü bilgisayar bir meslek değil bir mesleğin yanında olması gereken ek bilgi gibiydi benim ülkemde. Onlar yine şanslı olanlardı, yaptıkları işi anlamasalar bile gören anlamaya çalışan insanlar vardı, bilgisayara dokunuyor birşeyleri değiştiriyorlardı. Peki ya ben ve benim gibiler için hayat nasıl devam edecekti?

Donanımın her zaman bilgisayar bilimi ile alakalı olmadığını düşünmüşümdür, o iş elektronik ile ilgili gelmiştir bana parça sökmek takmak, format atmak program kurmak “bilgisayar” kelimesinin arkasının boş kalması gibi gelmiştir. Lise seviyesinde donanımın yetersiz olmasını eleştirmiştim ama yazılım için bunu söyleyemem. Programlama ek bir meteryal gerektirmeyen bir daldı. Bir compiler (derleyici) genellikle yeterli oluyordu. Burada önemli olan tek şey öğreten kişinin yeterliliği ve öğrenen kişinin kaabiliyeti idi. Bu konuda çok şanslı olduğumu itiraf etmeliyim ve İsmail Ş., Serpil B. (İsimlerini izin almadan tam olarak yazmanın doğru olduğunu düşünmüyorum) hocalarıma burada teşekkür etmem gerektiğini düşünüyorum. Programlama aslında öğretilebilen değil öğrenilebilen birşeydir. Ne demek istiyorum? Eğer bir kişi programlama öğrenebilecek nitelikteyse öğrenir ama bu vasıfları taşımıyorsa öğrenemez. Zoraki coder’lar da var ama yetenekleri ve yaptıkları işten aldıkları zevk ortada, kendileride memnun değiller.

Lise bitip temel programlama bilginiz ile iyi bir üniversiteye gidip 4 sene üzerine eğitim katmak tabiki size farklı avantajlar ve farklı handikaplar katacaktır, bu konuyu açıkçası çok düşünmedim çünkü söylediğim gibi programlama öğretilebilen birşey değildir onun yerine ingilizce öğrenmek daha mantıklıdır (çünkü tüm kaynaklar bu dildedir). Yabancı kaynaklara yönelmek ve mesleki gelişime yönelmek bana daha mantıklı geldi (yada hiç alakam olmayan sorulara hazırlanarak birkaç yılımı heba etmeli üniversite sınavını çok iyi dereceyle geçmeliydim sağlam bi yerde okumak için, itirat ediyorum o çok daha zordu).

Gelelim konunun başlangıç noktasına “Türkiye’de coder olmak”. Söylediğim gibi bu işi anlatmak için en iyi benzetme doktorluk olacaktır. Her iki meslekte de sürekli yenilikleri takip etmeniz gerekir, sürekli okumanız sürekli kendinizi geliştirmeniz gerekmektedir (Kendilerine saygı duyuyoruz, sadece benzetme olması amacıyla böyle söyledim tabiki aynı şey değil). Yıllarınızı verdiğiniz, arkadaşlıklarınızdan, hayatınızdan ve ikili ilişkilerinizden taviz verdiğiniz ve daha iyi bir konuma gelmek için uğraştığınız bir meslekte konunun başında sorulan soru aradan geçen yıllarda aslında hiçte değişmiyor.

– Ne İş Yapıyorsun?
– (Uzun bir düşünme, karşındaki insanı tartma, anlamadığına karar verme ve cevap) Bilgisayarcıyım
– Ya bizim bi arkadaşın facebook hesabı çalındı geri alabilirmisin?

İşin koptuğu kısım bu kısım, çalan kişiye saygı duyan ama geri alamam diyen kişiye küfür eden insanlar. Sizi hırsızlık kaabiliyetlerinizle değerlendiren insanlar. Bir hesabı çalmak ile geri çalmak arasında fark olmadığını bilmeyen insanlar.

Daha net anlatabilmek için yine bir örneklendirme yapalım. Diyelimki kaza yaptınız, Allahtan büyük birşey değil ve kaportada ufak bir çökme / ezilme var nereye gidersiniz? Motor ustasına gitmeniz ne kadar mantıklı? Yada arabanız çalındığında o motorcuya gidip arabamı geri alabilirmisin diye sormanız? Benimle ne alakası var dediğinde adam, ona küçümseyerek bakmanız?

Birisi böyle birşey yapsa eminim hepimiz güler ve dalga geçeriz (: Ve şu kadarını söylüyorum siz gelip bana veya benzer bir arkadaşıma böyle yaklaşınca bizde size gülüp dalga geçiyoruz 😀 Araba kullanıyorsanız neyin ne olduğunu bilmek zorundasınız trafiği okumak çalınınca ne yapacağınızı bilmek kaza yapınca ne yapacağınızı bilmek zorundasınız (Bilmiyorsanız aracılık yapan bir firmayı arayıp arabam arızalandı gelin beni kurtarın demelisiniz). Bizim yaptığımız iştede öyle internet kullanıyorsanız bu trafiği bilmelisiniz, trafikte suç her zaman sizde olmayabilir diğer kulanıcıların hatalarını artniyetlerini siz önceden görebilmelisiniz yoksa kaza yapmanız, fake mail ile hesap kaybetmeniz trojan veya keylogger yemeniz kaçınılmaz. Sonuçta kaybeden yine siz oluyorsunuz hesabınız elinizden gidiyor almak için o servis ile mailleşmek zorunda kalıyorsunuz kimliğinizi taratıp gönderiyorsunuz felan çok uzun işler bunlar, yetmezmiş gibi yanlış insanlara yanlış sorular sorup kendinizi küçük duruma sokuyorsunuz.

En basit haliyle şunu söyleyim kadın doğum uzmanının odasına dalıyorsunuz ve pantolonunuzu indiriyorsunuz. Ne için? prostat muayenesi için, düştüğünüz o rezil durum varya o doktora verdiğiniz o komik anı varya hiç unutulmuyor yıllarca her yerde anlatıyor, işte öyle bişey (:

Yorum Yaz