MENÜ

Öğrenilmiş Yetenek, Cehalet!

1695 defa okundu Yorumlanmadı kategorisinde, tarihinde yayınlandı
Öğrenilmiş Yetenek, Cehalet!

Öncelikle merhaba arkadaşlar, yazının en başında değinmek istediğim konu şu: Yazdığım herşey kendi kişisel görüşüm olup herhangi bir bilimsel veriye dayanmıyor, sadece kendi sinirlendiğim düşünce anlayışlarına bilinçaltımın bana küçük bir hediyesi olan bu lanet sonucu anlam vermeye çalışıyorum. Hepsi bu.

Toplumsal olaylardan tutunda, hayatındaki en ufak kararlara kadar kalıcı hafızasını kullanan çok farklı insan türleri ile karşılaştım. Yıllardırda kendimin farklı düşünen birisi olduğumu zannedip ayak uydurma çabasına girdim. Bugünlerde bilinçaltım beni biraz şaşırtarak farklı tezleri sorgulamaya zorluyor.

İnsan beyni birçok araştırmaya göre belli bir yaşa kadar öğrendiklerini unutamıyor, daha doğrusu ilk sorguda erken yaşta öğrendiği ve sorgusuz doğru gördüğü şeyleri düşünmüyor veya tartışmıyor.(Şahsi görüşüm bu beynin geliştirdiği bir savunma mekanizması)

Bu savunma mekanizmasının gelişimi erken dönem insanlarından bize miras kalmış bir kalıtım olabilir ancak günümüzde birçok iletişim sistemi geliştirdik ve hiçbir bilginin güncelliğinden emin olamayacak kadar hızlı ilerliyoruz. Peki böyle bir dönemde neleri kesin doğru kabul ediyoruz? veya neden beynimiz şartlara uyum sağlamakta zorlanıyor?

Dini, siyasi ve birçok milli konuyu hayatımızın merkezine oturtup tüm dünyamızı onun çevresinde inşaa ediyoruz. Bu inşaa süreci tahminimce 15-16 lı yaşlarımızda başlayıp 20 li yaşlarımızın ortalarına kadar devam ediyor. Tabiki sıfırdan başlayan bir düşünce sistemi olduğunu varsaymıyorum, ilk sorgulamaya başladığımız şeyler hakkında bile bir önyargımız hatta dahada kötüsü kabullenilmiş bir tabumuz oluyor. Bu tabuların önemli bir kısmı aileden, bir diğer önemli kısmı ise başlangıçtaki öğrenim hayatımızdan geliyor. İlerleyen zamanlarda değiştirilmesi imkansızlaşan şeyler ise bu hayatımızın temeline koyduğumuz kabullenilmiş tabular.

Ülkemizde ezber üzerine kurulu 3. dünya ülkesi bir eğitim politikası uygulanıyor olmasıda bunu destekliyor. Bu sistem genelde batılı devletlerin sömürge kurdukları devletlere dayattığı bir eğitim sistemidir (yada ben hep yanlış yazılar okudum bu konuda). Ezber kabullenmeyi, fazla düşünmemeyi veya sorgulamamayı doğurur. Küçücük beyinler olayların neden, nasıl ve hangi şartlarda geliştiğini sorgulamak yerine hangi tarihte olmuştur, kimler arasında olmuştur, doğurduğu sonuçlar nedir gibi saçma sapan şeyleri sadece ezberlemeye zorlanmaktadır. Gelecek kaygısı gibi bir unsurun oluşmadığı bu yaşlarda ya bu bilgiler tamamen ezberlenmekte yada beyin bunu reddederek neden sorusuna cevap aramaya devam etmektedir. Tabiki sistemin tembel olarak göreceği bu çocukların aslında normal şartlarda deha seviyesinde sorun çözme potansiyelleri bu sistemin çarkları arasında gömülü kalmaktadır, hatta ne yazıkki bir çoğu kendini zorlayarak bu yanlış sisteme adapte olmak zorunda kalır.

İlerleyen yaşlarda öğrenme yetisi herhangi bir gelişim göstermeden ezberlemeye dayalı şekilde devam eder. Sözüne güvendiği kişilerden duyduğu herşeyi doğru olarak kabul ederek aynı hafızaya eklemeye ve güvenmediği sözleri yine bu güvendiği insanlardan onay alarak güvenilir veya güvenilmez diye sınıflandırarak aynı hafızaya kayda devam eder. Yaşayacağı en büyük sıkıntı bu depolama alanının sonsuz olmaması olacaktır, yeni bilgiler ya hiç kaydedilmez yada daha önemsiz gördüğü eski bilgilerin yerini alır (Merak etmeyin tabuların unutulduğuna henüz rastlamadım).

Buraya kadar olan herşey kayıtları nasıl topladığımıza değinmek içindi, toplumsal olarak sorunun başladığı nokta ise verinin nasıl işlendiği konusudur. Basit bir örnek vererek açıklamak gerekirse; hepimiz akıllı cihazlar kullanabilen insanlarız (bu yazıyı okuyabildiğinize göre) bilgisayarlar, telefonlar, tabletler v.s bu cihazların veriyi işleme, sorgulama ve doğrulama yöntemleri aslında yeni doğmuş bir bebekten farksızdır. Veri alınır işlenir. Merkezi işlem birimi her ara durumda ve her yeni veri girişinde bu veriyi geçici belleğe atarak işlem sonlanana kadar verinin korunmasını sağlar ve işlem tamamlandığında kalıcı hafızadan işlemin türüne göre bu veriyi sorgular veya doğrular. Gerekli durumlarda daha sonra aynı işlemi tekrarlamamak için bu veriyi eğer daha önce kaydı yoksa kalıcı hafızaya kayıt eder. Normal şartlardada bir beyin ‘in böyle çalışması gerektiğini düşünüyorum yani bir insan duyduğu bir şeyi veya kendisine yöneltilen bir soruyu işlemeli neden/sonuç ilişkisini ele almalı ve en son kalıcı hafızadaki veri ile kıyaslayarak sonuç aynı ise doğruluğunu onaylamalı eğer sonuç aynı değilse daha önceki işleminde yanlış bir kanıt olabileceği ihtimalini göz önünde bulundurarak bu konuyu daha fazla düşünmek ve yeni kanıt toplamak için şüpheli bir durumda bırakmalı ve unutmamak için mutlaka yanına bir soru işareti koymalıdır.

Peki ezberlenmiş veriye sahip olan kişiler o verileri kayıt ederken kazanamadıkları bu sorgulama ve doğrulama işlemini nasıl yapıyor? Aslında cevap çok basit gelen verilerin hepsini toplayarak, yeni hesaplama ile daha önceki verilerle aynı yere çıkıp çıkmadığını hesaplamak yerine gelen her veriyi direkt kalıcı hafızasından sorgulayarak peşinen doğru veya yanlış kabul ediyor. Buda ne yazıkki ülkemizde okumuş ama cahil (düşünme yetisine sahip olmayan) insanların varolmasının temelini oluşturuyor.

Kendi kişisel düşüncem şimdilik buraya kadar ilerlememe yardımcı oldu. İlerleyen zamanda edineceğim tecrübe ve kazanacağım yeni kanıtlarla bu görüşümü destekleyen veya tamamen yanlış olduğu sonucuna ulaştıran yeni yazılar kaleme alabilirim. Zamanın hangimize ne kazandıracağını bekleyip göreceğiz.

Okuduğunuz için teşekkür ederim.
Ahmet YEŞERTENER

Yorum Yaz